Güneydoğu, 9 ayda ihracatını 2,8 milyar dolara taşıdı
Güneydoğu Anadolu bölgesi, Eylül ayında hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamullerinde 300,3 milyon dolarlık ihracat yaptı. Yılın ilk üç çeyreği tamamlandığında ise sektörün bölgeden gerçekleştirdiği ihracat yüzde 5,6 artışla 2,8 milyar dolara ulaştı. Böylece Güneydoğu, Türkiye’nin toplam hububat sektörü ihracatındaki yüzde 30,9’luk payıyla bölgesel liderliğini korudu.
Miktar bazında bakıldığında ihracat, dokuz ayda yüzde 3,7 artarak 3,3 milyon tona çıktı. Bu dönemde 931,1 bin ton makarna, 568,6 bin ton buğday unu ve 338,6 bin ton ayçiçek yağı ihraç edildi. Değer olarak en yüksek geliri sağlayan ayçiçek yağında ihracat yüzde 26,1 artışla 563 milyon dolara yükselirken, ikinci sıradaki makarna ihracatı yüzde 13,1 artış göstererek 502,7 milyon dolar oldu. Bölgenin en büyük pazarı konumundaki Orta Doğu’ya satışlar 1,2 milyar dolara yaklaşırken, Afrika ülkelerine toplam 984 milyon dolar tutarında ihracat yapıldı.
Ürün kompozisyonu ve pazar dağılımında öne çıkanlar
Veriler, bölgenin hem temel gıda ürünlerinde hem de mamul kalemlerde geniş bir ürün yelpazesine dayanarak büyüdüğünü gösteriyor. Ayçiçek yağında değer bazlı güçlü artışın yanı sıra makarnada da hem hacim hem değer tarafında ivme dikkat çekiyor. Bu tablo, bölgenin farklı gelir seviyelerine ve tüketim eğilimlerine sahip pazarlara uygun ürün çeşitliliğiyle cevap verebildiğini ortaya koyuyor.
Orta Doğu ve Afrika pazarlarının toplam içindeki ağırlığı, bölgenin jeostratejik konumunun ve yerleşik ticaret ağlarının etkisini yansıtıyor. Lojistik kabiliyetler ve tedarik sürekliliği, dalgalı talep koşullarında dahi bölgenin rekabetçiliğini destekleyen unsurlar olarak öne çıkıyor.
“İhracat verilerindeki değişim, hedef ülkelerdeki dönüşümle bağlantılı”
Yılın ilk üç çeyreğine ilişkin tabloyu değerlendiren TİM Yönetim Kurulu Üyesi ve GAİB Hububat Birliği Başkanı Celal Kadooğlu, sektörün performansının tek bir göstergeyle okunamayacağını vurguladı ve şu ifadeleri kullandı:
“Sektörün ihracat performansının gerisinde, ülkeden ülkeye değişen farklı dinamikler bulunuyor. Çünkü bölgesel savaşların gölgesinde farklı pazarların talep yapıları, tüketim tercihleri ve dış ticaret koşulları birbirinden belirgin biçimde ayrışıyor. Özellikle satın alma gücü, dövize erişim ve temel gıdaya olan ihtiyaç gibi unsurların öne çıktığı hassas ekonomilerde, ithalat eğiliminin farklılaştığını görüyoruz. Afrika’da bazı ülkelerde döviz likiditesinin zayıflamasıyla temel gıda niteliğindeki un ve bitkisel yağlara yönelimin güçlenmesi, buna karşılık daha yüksek katma değerli ve ambalajlı ürünlerde alımların daha temkinli hale gelmesi bunun somut örneklerinden biri. Bu nedenle ihracat stratejimiz içinde yalnızca ticaret hacmine değil, o hacmi oluşturan talebin niteliğine de odaklanmamız gerekiyor. Farklı gelir gruplarına, tüketim alışkanlıklarına ve ekonomik koşullara sahip pazarlardaki değişimi hızlı okuma özelliğiyle öne çıkan bölgemiz, ürün ve ihracat tercihlerini şartlara göre şekillendiriyor.”
Kadooğlu’nun bu değerlendirmesi, bölgedeki firmaların pazar talebinin yapısına göre ürün karmasını ve satış stratejilerini esnek biçimde güncellediğine işaret ediyor. Temel gıda kategorilerinin öne çıktığı dönemlerde un ve bitkisel yağlar gibi ürünlerin ağırlığının artması, buna karşın daha yüksek katma değerli ve ambalajlı ürünlerde daha temkinli ilerlenmesi, bölgenin saha okumalarına hızla yanıt verdiğini gösteriyor.
“Değişen ticaret koşullarına hazırlıklı olmaya çalışıyoruz”
Kadooğlu, talep dinamiklerindeki farklılaşmanın yanı sıra hedef pazarlardaki gıda ve ticaret politikalarındaki değişimlerin de yakından izlendiğini belirtti ve şunları ifade etti:
“Başlıca ihracat pazarlarımızın bazılarında ithalatın finansmanı ve ödeme koşulları yeniden düzenlenirken, bazıları gıda ürünlerinde yerli üretimi güçlendirecek politikalar geliştirmeye çalışıyor. Farklı coğrafyalarda yeni üretim kapasitelerinin devreye girmesi, bugüne kadar ithalata dayalı olan ticaretin yönünü değiştirme potansiyeli taşıyan önemli bir unsur. Irak’ta ithalat vergilerinin sevkiyat öncesinde peşin ödenmesine ilişkin yeni uygulama, Cezayir gibi bazı ülkelerin makarna ve bisküvi gibi ürünlerde yurt içinde üretimi teşvik eden yaklaşımı veya Mısır’ın buğdayın hem üretimini hem de ithalatını artırarak un ihracatını özellikle Doğu Afrika’ya doğru büyütme hedefi, birbirinden farklı olmakla birlikte bağlantılı bir dönüşüme işaret ediyor. Bu gelişmeleri, gıda arzının ve ticaretinin ülkelerin kendi öncelikleri doğrultusunda yeniden şekillendiği daha geniş bir sürecin parçaları olarak değerlendirmek gerekiyor. Bu yüzden hangi pazarda hangi ürünle, hangi ticaret modeliyle ve nasıl bir yerel rekabet ortamı içinde varlık göstereceğimizi bugünden öngören bir ihracat stratejisi geliştirmeye çalışıyoruz. Güneydoğu’nun farklı coğrafyalardaki güçlü pazar birikimi ve deneyimiyle bu dönüşümü yakından izleyerek ticaretin değişen şartlarına hazırlıklı olmaya devam etmek istiyoruz.”
Bu çerçevede bölgenin yaklaşımı, pazar bazında farklılaşan düzenlemeleri ve ödeme koşullarını dikkate alan, riskleri dağıtan ve rekabet koşullarını önceden okuyan bir strateji inşa etmeye dayanıyor. Orta Doğu ve Afrika’da derinleşen ticari ilişkiler, ürün ve kanal bazlı çeşitlendirme ile birlikte ele alındığında, bölgenin yılın geri kalanında da istikrarlı bir çizgiyi koruma arayışına işaret ediyor.
Sonuç olarak Güneydoğu Anadolu, dokuz aylık dönemde sergilediği performansla hem miktar hem değer bazında büyümeyi başardı. Lider pazarlara yönelik talebi doğru okuyup ürün dengesini buna göre ayarlayan sektör, değişen ticaret koşullarına uyum kapasitesini artırarak bölgesel liderliğini pekiştiriyor.







Yorumlar